Şeyda Polis’in ardından: Bu devran dönecek!

Bugün DEVA partisi ve mecliste milletvekili bulunan birkaç siyasi parti için kritik bir gün olabilir, Mecliste daha fazla söz söylemenin, daha güçlü birleşmelerle toplumu temsil etmenin önemini az sonra söyleyeceklerim ortaya koyacaktır.

Öncelikle şehit polisimiz Şeyda Yılmaz için duyduğum üzüntüyü dile getirmek istiyorum. Milletimizin başı sağ olsun!

Önce Narin, sonra Sıla bebek, şimdi Şeyda Polis, bir süre önce saldırıya uğrayan bir Cumhuriyet Savcısı, her gün sokaklarda göz göre göre ölümüne dövülen kadınlar, iki kadın tarafından alenen şiddete uğrayan engelli çoban…

 Hatta son verilerin ortaya koyduğu suça sürüklenmiş çocuk sayısındaki dramatik artış!

Ülkemiz korkunç bir şiddet sarmalı içerisinde. Piton 82 adıyla anılan Z kuşağı suç örgütü, yeni neslin ve gelişen dünyanın mafyatik unsurları durduramayacağını bize kanıtlamış oldu. Başımızı susurluktan, daltonlardan, pitonlardan kaldıramıyoruz!

PEKİ NEDEN?

Suç neden artıyor?

Çünkü üretmek yerine tüketmenin, yardımlaşacak bir ötekiyle var olma kültürünün “SADECE BEN” denilen bir gösteriş ve agresif haklılık kültürüne dönüştüğü bu çağa hazırlıksız girdik! Ruh sağlığı uzmanlarının narsizmi ve makyevelizmi bir salgın olarak tanımladığı günümüzde Milli Eğitim bütçesini budayarak, ekonomiyi içe çökertip bizi bağımlı hale getirerek toplumu korumak mümkün olamayacaktı, olmadı!

Devlet nedir?! Devlet bizi birbirimizden ve gerektiğinde kendinden koruyacak sistemdir. Ancak devleti yöneten 23 yıllık iktidar ne suça bulaşmış toplumu birbirinden koruyabiliyor ne de halkını kendi çarpık sisteminden. Suçsuz insanlar iddianamesiz, yıllarca hapis yatarken, suç makineleri sokakta cirit atıyor.

Narin yavrumuzun ardından da söylediğim gibi bunlar önlenebilir suçlardır. UNICEF başta birçok rapor çocuk cinayetlerinin, ölümlerinin ve toplumdaki bu tarz suçların önlenebilir olduğunu kanıtlıyor.

Peki nasıl?

Koruyucu ve önleyici tedbirlerle, tavizsiz işleyen ve adil uygulamalarla!

Şeyda öğretmeni öldüren 19 yaşında bir suçlu. Suça 12-13 yaşlarında bulaşmış, küçücük bir çocukken. 26 suç kaydı var ve bunlardan ikisi cinsel taciz ve ÇOCUK İSTİSMARI. Kendisi de çocuk olan birinin çocuğa karşı mezaliminden söz ediyoruz. Sıla bebekte de 13 yaşlarındaki iki çocuğun korkunç eylemini duyduk daha 1-2 hafta önce! Bu ne demek biliyor musunuz?

Bu ülkenin çocukları başka çocuklara korkunç şeyler yapacak kadar inanılmaz şeyler yaşayarak büyüyorlar. Toplumumuzun ekonomik sıkıntılar yüzünden tek eğlencesi olan televizyon dizilerinden birinden bir referansla anlatmak isterim; daha geçen akşam DEHA adında bir dizi yayınlandı. Dizi üstün zekalı bir gencin çıkarcı, bencil ve paragöz babası yüzünden suça nasıl bulaştığını anlatıyor. Kendi oğlunu para uğruna ölüme yollayan babanın, yaşadığı anlık pişmanlık sırasında hatırladığı bir anı bir anda aslında onun nasıl böyle bir canavara dönüştüğünü anlatıyor: 5-6 yaşında bir çocukken ellerinden bağlanmış halde içi dışkı dolu derin bir kuyuda “yardım edin” diye bağırırken görüyoruz onu.

İşte suç budur. Suç iyileşmemiş bir yaradır. Sahnenin devamında, adamın karanlık yanını besleyen diğer karakter şöyle sesleniyor “sen 5 yaşında dışkı dolu çukurdan tek başına çıkmayı başardın, seni paran için görmek isteyen oğlunun ölümü sana vız gelir, boşver!” Adam doğruluyor ve sanki hiçbir şey olmamış gibi gülerek işine dönüyor.

Eğer siz çocukları korumaz, onaylamaz, yaralarını sarmazsanız ve suça sürükleyecek başka karanlıklar gelip onu güç gösterileri, kolay paralar, önemli biriymiş hisleriyle istedikleri her şeyi yaptırırlar.

İşte bugün, Şeyda’yı vuran, Narin’i belki ölüme götüren, engelli bir çobanı içki için darp eden Sıla Bebeği acımasızca örseleyen 13-25 yaş arası gençler bu korumasızlığın bir sonucu.

Gençleri madde bağımlılığından kurtarmadan, psikolojik sağlık hizmetlerini ücretsiz hale getirmeden, her mahalle ve köye psiko-sosyal destek merkezlerini devlet eliyle kurmadan, meslek eğitimini, müfredatı, yüksek öğrenimi doğru şekilde kurgulamadan bu suç durmaz! Bu suçta bu yönetim şeklinin parmağı var! Devletin bireyi birbirinden ve kendinden koruyamamasında, dolup taşan cezaevlerinde bu hükümetin suçu var!

Sayıştay raporları açıklanıyor, bakıyorsunuz hırsızlık, dolandırıcılık her yere sirayet etmiş.

Halid Hüseyin’in Uçurtma Avcısı kitabındaki o meşhur kısmı hatırlatmak isterim:

“Yalnızca bir günah vardır, tek bir günah. O da hırsızlıktır. Onun dışındaki bütün günahlar, hırsızlığın bir çeşitlemesidir. Bir insanı öldürdüğün zaman, bir yaşamı çalmış olursun. Karısının elinden bir kocayı, çocuklarından bir babayı almış olursun. Yalan söylediğinde, birinin gerçeğe ulaşma hakkını çalarsın. Hile yaptığın, birini aldattığın zaman doğruluğu, haklılığı çalmış olursun.”

İşte Sayıştay raporlarının ortaya koyduğu üzere, toplum ve sistem en tepeden itibaren çürümüştür!

Bakın haber ne diyor:

Mesleki Eğitim Merkezi Projesi (MESEM) kapsamında olan ve personel sayısına göre devlet katkısı alan işletmelerin çalışan sayısını fazla gösterdiği, bazı özel okullara da proje kapsamında devlet katkısı verildiği ortaya çıktı

Sayıştay denetçileri, MESEM Projesi kapsamına alınan bazı işletmelerin e-Okul sisteminde yer alan personel sayılarının gerçeği yansıtmadığını belirledi. Denetçiler, e-Okul sisteminde personel sayısı bir olarak görünen bir işletmeye 87 öğrenci için katkı ödemesi yapıldığını fark etti.

Proje kapsamındaki diğer bir işletmenin ise personel sayısını bir okulun sistemine sıfır, başka bir okul sistemine 450, bir başka okulun sistemine ise bin 250 olarak girdiği bildirildi.

Denetçiler, personel sayısının devlet katkısı ödemelerini doğrudan etkilediğinin altını çizerek MEB’i uyardı.

Bunun adı hırsızlık değil mi?

Kaçakçılık suç değil bir mesleğe dönüşmüş, uyuşturucudan silaha, her türlü kaçakçılık faaliyetini yöneten örgütler bu sevgisiz kalmış çocuklardan birer suç imparatoru yaratmak için zemin hazırlıyor. Diziler yıllardır suç güzellemelerini, silahlanmayı bu şekilde pompalıyor! Kendi kamu kurumlarımız bile nolur gerçek rakamı vermesek canıımm” seviyesizliğinde bir genişlikte davranıyor. Balığın baştan koktuğu bir yerde, suçun ve kötülüğün sıradanlaştığı noktada bu toplum nasıl iyileşir!?!

DEVA partisi ilk günden itibaren bu ülkenin en önemli sorunlarını sayısız uzmanla tespit etti, her konu başlığında açık ve net çözümleri kitaplaştırdı. Sadece benim başında olduğum kadın politikaları alanında 400’den fazla uzmanla çalışma yaparak maddeler halinde tespit ve önerilerimiz ortaya kondu. Bunlar arasında yukarıda konuştuğumuz, çocukları, kadınları ve doğal olarak tüm toplumu ilgilendiren krizler hakkında çözümler var, herkese açık ve dileyen vatandaş web-sitemizden girip okuyabilir.

 Ancak bu yeterli değil. Sesimizin daha gür çıkması, bu yazdıklarımızın artık uygulanır olması için çarpık düzeni bozarak ahlakın, özgürlüklerin, iyi niyetin tesis edilmesi; cezasızlığın ve keyfiyetin son bulması gerekiyor.

Biz bunun için varız! İlk günden bu yana Sayın Ali Babacan’ın liderliğinde asla vazgeçmeden, Türkiye Cumhuriyeti’ne hizmet etmek için tek gün boş durmadan çalıştık.

Meclisin kapalı olduğu süre boyunca meclis ofisimiz bir gün bile kapalı kalmadı, sabah 9’dan itibaren her gün toplantı ve raporlarla çalıştık, online toplantılarla ÇOCUK HAREKETİ’ni büyüttük, partiler üstü çağrılar yaptık.

Tek derdimiz az evvel saydığım korkunç olayların önüne geçmek için bir sistem kurmaktı!

Halkımıza sesleniyorum! Biz vazgeçmiyoruz! Çocuklarımızı bu karanlıktan koruyacak, kurtaracağız. Ülkemizin yarınını bekasını tesis edeceğiz. Silahı, üsttenciliği, mafyatikliği besleyen, suçlularla omuz omuza fotoğraf çekilip, “dostlarımızdır” diye koruyan, suçluları çeşitli marifetlerle sokağa salması için yargıya baskı yapan “SÖZDE SİYASİLERİ” UYARIYORUZ! Bu devran döner!

Dönecek!

Yorum bırakın