Aile kavramını öğretecek öğretmenler ailelerinden ayrı

Hafta boyu aldığımız onlarca dertli genç öğretmen adayımızdan gelen mesajlarla başlamak istiyorum,

  • Kadroya geçen öğretmen bir anne olarak evladıma kavuşmak istiyorum, tükendik artık, çocuklarımız ya annede ya babada, biri annede diğeri babada buna can mı dayanır, 3 yıl…aramızda 1280 km mesafe var öyle istediğimiz zaman gidip göremiyoruz, duyun bizi…
  • Yusuf Tekin bizim gözlerimizdeki hayat ışığını söndürdü. Aylarca, yıllarca her şeyden fedakârlık yaparak yüksek puanlar aldığımız KPSS’yi kendi keyfine göre yok sayıyor. Birileri artık bu keyfiliğe dur desin.
  • Eğer Cumhurbaşkanı bu mülakata dur demiyorsa buna izin veriyorsa biz de zamanı gelince cevabımızı vereceğiz. Yeter artık Bakan Yusuf Tekin’e DUR denilmeli!
  • Ben depremde evimden olup akrabamınızın yanında çalışarak kazandığım KPSS puanıma dokunulmasını istemiyorum. O puanda benim ve ailemin yıllarca verdiğimiz emek var. 45 dk’lık yanlı bir sınavla puanımız hiçe sayılmasın.
  • Deprem bölgelerine atanan öğretmenler 3+1 yıl sistemle kaderine terk edilmemelidir.1 yıl süreyle nöbetleşe görev yapılmalıdır. Konteyner kentlerde aile birliği sağlamak çok zorlayıcı. Gerçekçi gözlemlerle görev sürelerine yönelik acil çözüm getirilmeli.
  • Mesele sadece torpil de değil, mülakat subjektif bir ölçme aracıdır ve bilimsel olarak kalabalık gruplara uygulanamaz!
  • Sn vekilim alanımda derece yaptım, biz sınava girerken mülakat kalkacak dendi ama sözler tutulmadı, lütfen sesimiz olun, elenmek istemiyoruz biz ne zorluklarla okuyup o puanları aldık ben hakkımla puanımla atanmak istiyorum.
  • Adaletli davranmayacaksanız, kişiliğiniz oturmamışsa, öfke kontrolünüz yoksa, etnik, dini, siyasi saplantılarınız varsa, öğrenmeye kapalıysanız, empati kuramıyorsanız, idari kadrolara gelip kul hakkı yemeyin. Başkalarının bu dünyasını kendinizin de ahireti mahvetmeyin.
  • KPSS sürecine başlarken kendi imkanlarımla bir masa yaptım ve çok zor şartlarda çalıştım, şebekesi olmayan bir köyde hiç kolay olmadı, yaşlı babama hiç yardım edemedim, 3 ineğimiz vardı sırf ben kazanayım diye 70 yaşındaki babam baktı, nihayetinde KPSS’den 88 aldım. Babam sevinç gözyaşları dökerken çok sürmedi bizim puanlar yarıya indirildi. Bugüne dek ücretli öğretmenlik de yapamadım, her başvurumda torpille başkaları alındı. Eylül’den beri inşaatta çalışarak atamayı bekliyorum, kürek tutmaktan ince motor kaslarım zayıfladı, kalemle yazarken ellerim titriyor. Şimdi de mülakatla hakkım yenilecek kim bilir. Söyleyecek çok şey var, ama boşuna…

Ve bir de şu çok çok kıymetli mesajı eklemek istiyorum:

“Öğretmen diğer memurlardan farklıdır. Çünkü o sizin fabrikanızdır. Eğer fabrikanıza iyi bakmazsanız istediğiniz kalitede çıktıyı -yani modern çağın gereksinimlerini karşılayan bir nesil- bekleyemezsiniz.

O kadar doğru ki. Bu ülke birbirinden değerli sayısız öğretmenin omuzlarında yükseldi, aradığımız beceri temelli müfredat Hasan Âli Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç gibi muhteşem isimlerin elleriyle uygulandı. Sonra peyderpey eğitim sistemimiz katledildi.

Geçtiğimiz hafta yaptığım basın toplantısında öğretmen atamalarındaki mülakat konusunun nasıl sessiz sedasız resmileştirildiği üzerine konuşmuş ve adalet istemiştim.

Bu hafta boyunca sosyal medya ve toplantılar aracılığıyla çok kıymetli öğretmenler ve öğretmen adayları ile görüştüm, dertlerini paylaştım, dahası bu acıyı yüreğimde hissettim bir anne bir abla olarak ve onların mesajlarını sizlere iletmek üzere söz verdim.

Çünkü hep söylüyorum bir milletvekili adı üstünde milletin vekili olmalıdır. Nerede bir sorun ve ihtiyaç çözüm üretmek için TBMM başta olmak üzere tüm ilgili mecralarda gayret göstermelidir. Dahası milletin acısıyla dertlenmeli, sevinciyle mutlu olmalıdır.

Bugün burada sizlere mülakat konusunda Sayın Bakan’ın yaptığı açıklamaların nasıl havada kaldığına, deneyimli öğretmenlerin bu açıklamaya düşük not verdiğine ve sayın bakanın karnesinin zayıf olduğuna değineceğim. Ama halden anlar, kendi çocuğu bu zorlukları yaşıyorcasına empati yaparak gerekli düzenlemeleri, iyileştirmeleri sağlarsa belki değerli öğretmenlerimiz notunu yükseltebilir, sınıfta kalmaz.

Ayrıca yıllar süren KPSS döngüsü sonucunda atanabilmiş, kadroya geçmiş öğretmenlerin kanayan yarası olan, yine sayısız mesaj aldığımız ‘’aile birliği’’ yani 7433 sayılı Kanun üzerine açıklamalar yapacağım.

Bildiğiniz üzere mülakat başvurularını tüm itirazlara, tüm göz yaşlarına rağmen açtılar, ısrarla süreci işletiyorlar, tıpkı tüm ‘’yapmayın, yanlış yapıyorsunuz, gelin istişareyle en iyi halini birlikte verelim’’ diyen eğitimcilerin, ustaların yakarışlarına rağmen müfredat için ders kitabı yazımına çoktan başlamaları gibi.

Bakan Yusuf Tekin, mülakat konusundaki tepkilere; “Veliler “NİTELİKSİZ” öğretmen istemiyor, mülakat ile daha nitelikli öğretmenleri seçeceğiz” minvalinde bir yanıt verdi.

Şimdi kendisine ve Türkiye’de eğitimi ve Yüksek Öğretimi katleden iktidara sormak istiyorum:

1- Neden her yere papatya tarlası gibi üniversite ve fakülte açtınız? Neden koca koca binalar yaptınız ama içini eğitimcilerle doldurmadınız? Neden tek fizik sorusu yapmadan fizik öğretmenliği kazanılmasına imkan sağladınız?

Öğretmenlik gelişmiş ülkelerde en saygın meslekken, en başarılı öğrenciler öğretmenlik eğitimine hak kazanırken siz üniversiteleri işlevsiz boş binalara çevirdiniz! Yetmiyor, nitelikli üniversiteleri de rahat bırakmıyorsunuz, adeta tepelerine çöktünüz, ne istiyorsunuz bu ülkenin eğitiminden Allah aşkına!!

2- Deneyimli öğretmenler sayın bakanın bu açıklamasına gülüyor ve diyorlar ki “Madem okullarda nitelikli öğretmen arıyorlar, neden atama sayısını düşük tutup bilhassa vakıf, STK gibi sözde iş birlikleriyle okullara hiçbir formasyonu olmayan insanları sokuyorlar?”

Elbette kendisini eğitime adamış, eğitimcilerle çalışan STK’ları ve desteklerini yadırgamıyoruz, ancak onlar yerine tercih edilen tarikatvari “dernek” yapılanmalarıyla MEB arasındaki anlaşmaları kabul etmek mümkün değil.

Kısaca; 68 bin öğretmene ihtiyaç var açıklaması yapıp sadece 20 bin atama yapan MEB, nitelikli öğretmenler için önce yüksek öğretim sistemi konusunda Hükümete baskı yapmalı, sonra da öğretmen yerine ne olduğunu bilemediğimiz yapıların üyelerini okullara almayı bırakmalı!

Ve diğer çok önemli konumuz:

3+1 sistemi olarak da bilinen aile birliğini sıkıntıya sokan tayin konusu.

Hiçbir şekilde maddi bir kaynak gerektirmeyen, yalnızca sistem değişikliği yapılmasının yeterli olduğu 3+1 sisteminden 1+1 sistemine geçilmesi için feryat ediyor atanabilen öğretmenler.

7433 sayılı Kanun çalışanları ayrıştırıyor. Sözleşmeli – kadrolu demeden 7433’e tabi herkese aile birliği sağlanmalı. Nedenini bize  ‘Öğretmen Gazetesi’ hesabından gelen bir mesaj şahane biçimde özetliyor: “Aile birliğinin olmadığı toplumlarda, nüfus artış hızı da olmaz, güçlü aile birliği de olmaz. Sadece eşimize ve çocuğumuza kavuşmak istiyoruz. 3+1 zulmünden kurtulmak istiyoruz”

Yakınımda bir örnekten bahsedeyim; bir yakınımız mezun olduğunda 21-22 yaşlarında Türkçe Öğretmeni adayı genç bir kadındı. Tam 10 yıl boyunca KPSS sınavlarına girmek, adaletsiz ücretlendirmelerle sözleşmeli öğretmen olarak çalışmak zorunda bırakıldı, uzun süre belki atanırım diye evlenmeyi de erteledi. Sonunda herhalde artık atanmam diyerek evlendi, çok tatlı küçük bir kız bebek sahibi oldu ve ne oldu tahmin edin! Bebeği 3 aylıkken atama haberi geldi, üstelik ülkenin tam diğer ucuna!

Tam 3 sene, dağlık bir bölgede kızı 3 yaşına gelene dek, yine  öğretmen olan eşinden ayrı, annesinin yardımıyla öğretmenlik yaptı. Hadi size parçalanan , ayrı düşen 2 aile.

Kızı 3 yıl babasını ara ara görebildi. Babasıyla büyüyemedi. Annesi ona destek olmak için eşinden ayrı, diğer kızlarının ve torunlarından uzak… Koskoca bir aile 3 sene sayısız zorluklar atlattılar. Şimdi bu aile bu süreci iç motivasyon ve destekle atlatabildi, peki ya destek olacak bir anne olmasaydı, bakıcıya yetecek bir maaştan bahsetmek zaten mümkün değil. Muhtemelen öğretmenlik kadrosunu reddetmek zorunda kalacak, 4 yıl üniversite + 10 yıllık KPSS süreci ve öğretmen olmaya dair tüm umut ve emeklerini yakmak zorunda kalmayacak mıydı?

İşte aile birliği bu yüzden çok önemli bir meseledir, bir ülke için büyük bir meseledir.

Tüm öğretmenler adına sesleniyorum:

Aile, Aile diye diye aileyi kendinize siyaset malzemesi yaptığınız, bu zamanın evlilik ihtiyaçlarına yetmeyecek üç kuruşluk fonlarla “hadi evlenin 3 çocuk yapın, nüfusu çoğaltın” dediğiniz insanlara önce iş, geçim imkanı sağlayın. Atama ve aile birliği hakkını verin!

AİLE kavramının hakkını verin, koruyun, gerçekten destekleyin, vaatte sözde bırakmayın.

Bir öğretmenimizin yakarışıyla sözlerimi sonlandırmak istiyorum, diyor ki:

“Yapamıyoruz deseler umutlanmazdık, ama bizi seçim malzemesi ettiler, yazıklar olsun oy için aileleri harcayanlara!

Yorum bırakın