Kızılcık Şerbetinin Lüks Çantalarından Kamuda Tasarruf Masalına

Hepinizin malumu, televizyon dizilerinin yeniden çokça izlendiği, toplumun dinamiklerini yansıtan ve hatta artık toplumun dinamiklerini etkileyen, değişimine sebep olan bir dönemi hep beraber gözlemliyor, yaşıyoruz son birkaç yıldır.

“GERÇEK” bir hikayeden alındığı söylenen Kızılcık Şerbeti dizisi genç yaşlı demeden epey insanın dikkatini çekmeye devam ediyor.

Muhafazakar bir aile ile seküler bir aile arasındaki ilişkilerden örülü bu dizinin sosyolojik ve psikolojik dinamiklerine değinmeyeceğim, keza benim işim değil. Ancak tekrar ediyorum “GERÇEK” hikayeden alındığı söylenen dizi boyunca sol alt köşede yazılı duran Kızılcık Şerbeti’ndeki zenginlik algısı ve bunu izleyen halkımızın büyük kısmının yok olan alım gücü arasında “normalleştirme” sürecine değinmek istiyorum.

Kızılcık Şerbeti’nin son bölümünü izleyenlere bir sorum var.

KIRK BİN DOLARLIK çantanın hediye edilmesi, aile içinde bu konu tartışılırken, zaten epeyce gitgelleri olan Görkem karakterinin sırf “had bildirmek” için iki tane 40 bin dolarlık çanta alıp, bir de “ulaşılması güç çantalar olduğu için aracıya İKİ KATINI” ödediğini söylemesi izleyenlere kendini nasıl hissettirdi acaba?

Bir hesap yapalım. 40 Bin Dolar, bu sabahki kurla birlikte 1 Milyon 287 Bin 872 Türk Lirası yapıyor. Görkem karakteri 2 çanta daha alıp bir de iki katını ödeyince 5 milyon 152 bin 785 Türk Lirası ödemiş bulunuyor. Eh.. bir de Fatih’in öncesinde aldığı çanta olunca 3 çanta için toplamda 6 milyon 441 bin Lira harcandığını seyrediyor izleyici… o esnada bu sahne kurgu olsun yahut olmasın sol alt köşedeki “gerçek bir hikayeden alınmıştır” ibaresi durmaya devam ediyor.

Görkem’in kayınvalidesi Pembe karakteri ise “bişey demedim canım, ev alınır bu çantayla ne gerek vardı yani” demeye devam ediyor.

Dizi başlamadan az evvel ve sonrasında ise haberlerde tüm Türkiye KAMUDA TASARRUF PAKETİ masalını dinlemeye devam ediyor. Merak edip sosyal medyada bu sahne için yapılan yorumlara baktım. İlginç biçimde çok az insan bu inanılmaz rakamların havada uçuşmasına takılmış, çoğu insan aradaki gerilime, çekişmeye odaklanmıştı. Dizilerle birlikte bazı şeylerin ne kolay normalleştiğini izlemek, yoksul ile ultra zenginler arasındaki uçurumun sıradanlaşmasını gözlemek içimi acıttı doğrusu.

Bir yanda enflasyona ezilen, eriyip giden ailelerin gelirleri, bir yanda pazarda, markette, mutfakta yangın, et, peynir girmeyen mutfaklar, derslerde açlıktan bayılan çocuklar, İŞKUR’un önünde iş arayan, sırada bekleyen 70’lik 80’lik amcalar, teyzeler…

Bakın çok net söylüyorum Türkiye Cumhuriyeti hiçbir zaman böyle bir devir, böyle bir yoksulluk yaşamadı.

Ama tabi yoksulun cebinden, mutfağından alınan, aileleri borç batağına sürükleyen sistem, iktidar anlayışı parası olanın parasına değer kattı ve haksız ihalelerle, eş dost kayırmalarıyla kendi zenginini, adamlarını oluşturdu.

Kur Korumalı Mevduatla zenginin cebine zenginlik katarken Merkez Bankası da zarar etti! Hem yoksul halk hem halkın devletin bankası zararda! Kur korumalı mevduata ödenen rakam ne kadar, 1 trilyon lira. Faize ayrılan rakam ise 1 trilyon 254 milyar! İnanabiliyor musunuz!

Kamuda tasarruf paketinde samimi olunmaması, borçların faiz ödemelerinin yanında adeta devede kulak kalacak tedbirler ve temelinde hedefinde yine zaten zor geçinen memurların hedef alınması, Görkem gibi yaşayanların ki epey var artık hükümetin zengini daha zengin yoksul ve orta direği yoksullaştıran anlayışıyla…

Aslında tasarruf en tepeden başlamalı, itibardan tasarruf olmaz diyerek geçiştirilmemeli. Makam arabaları dizilmese de bir ülke itibarlı yönetilebilir yada siyasete ilk adım attığında ‘’bir yüzüğüm var’’ diyen sayın cumhurbaşkanının eşi HERMES çanta koleksiyonu yapmasa da itibarlı görünülür.  Tırnak içinde söylüyorum her ne kadar Hande Fırat “çakma” diye iddia etse de HERMES çantalar için.

Saray’ın günlük 15 milyonu bulduğu söylenen harcamaları ile ülkemizde özellikle yoksulluk çeken iller ve ilçelerdeki çocukların okul yemekleri, emeklilere nefes aldıracak ikramiyeleri tamamlanabilir.

Bir ülkenin vatandaşı insan onuruna yaraşır bir hayat sürüyorsa ülkeyi yönetenlerin itibarından bahsedilebilir…

Yorum bırakın