“En iyi uyuyanlar dürüst olmayanlardır. Çünkü hiçbir şeyi takmazlar, oysa dürüst insanlar gözlerini kırpamazlar, her şeyi dert edinirler.”
Romain Gary (Emile Ajar) Onca Yoksulluk Varken
2024 yılı bütçesi görüşülürken ülkenin geleceğini, çocukların geleceğini dert edinen vekillerin en büyük çabası okul yemeği ve içme suyunun öğrencilere sağlanması meselesiydi. Komisyonlarda üzerine anlaşılmış görünen bu konu mesele Genel Kurul’a taşınınca renk değiştirdi.
“Onca yoksulluk varken” çocuklara okul yemeği desteği ve içme suyu gibi hayati bir katkı sağlamaktan vaz geçildiği gibi bir de önceki Milli Eğitim Bakanı döneminde kaldırılan Anaokulu katkı payı ve yemek ücreti geri geldi.
Tekrar tekrar söylemekten usanmayacağım verileri tekrar yazıyorum:
15 yaşındaki 100 öğrenciden;
· 11 çocuk haftada 1 gün,
· 5 çocuk 2-3 gün,
· 2 çocuk 4-5 gün
· 2 çocuk da neredeyse her gün paraları olmadığı için yemek yiyemediğini belirtiyor.
Ayrıca Türkiye’de 5 yaş altı 100 çocuktan yaklaşık 2 çocuk, yani 1 milyona yakın çocuk, akut yani sürekli yetersiz beslenmeye maruz kalıyor. Yaklaşık 3 milyon çocuk ise kronik yani çoğunlukla yetersiz beslenmeye maruz kalıyor.
Üstelik bu veriler “okuduğunu anlama” konusunda sürekli geride kaldığımızı anlatan PISA 2022 verileri. Birçok sosyal araştırma enstitüsü de sıklıkla çocukların yetersiz beslenmesi ve okul başarılarına etkisine yönelik önemli verileri kaydediyor.

Hepimiz verileri biliyoruz, verilerin sonuçlarını biliyoruz. Aralarında benim de bulunduğum birçok vekilin gündeminde bu durum var ve gereken müdahalenin yapılması için çok çabalıyoruz, ancak Meclisten geçmeyince bu konuyu çözmek için başka ne yapmak gerekiyor, şansımızı yeterince zorluyor, etkili çözümler üretmek konusunda ilerleme kaydediyor muyuz?
Susam Sokağı’nı hatırlıyor musunuz? Çocuklar arasında sosyal-ekonomik eşitsizliğin neden olduğu eğitimde geri kalmanın bir çözümü olarak ortaya çıkan Susam Sokağı’nı…
Siyahi çocukların eğitimde ırksal ayrılıkların sonucu olarak yaşadıkları haksızlıklar 60’lı yıllara gelindiğinde hala eğitimde gerilik içinde olmalarına neden oluyordu. Bunun toplumsal gelişime yansıyan olumsuz etkileri temel alınınca dönemin ABD Başkanı Johnson ve ekibi bir program başlattı.
1965 yılında Başkan Lyndon B. Johnson, düşük gelirli öğrencilere yönelik, kamu tarafından finanse edilen ilk okul öncesi programı olan Head Start’ı uygulamaya soktu; Belgeselci Joan Gatz Cooney 1966’da “Okul Öncesi Eğitimde Televizyonun Potansiyel Kullanımları”nı yayınlayarak eğitimin kesişen taktiklerine ve hızla gelişen görsel-işitsel teknolojiye yatırım yapılmasına yol açtı ve deneysel psikolog Lloyd Morrisett ve Çocuk Televizyonu Atölyesi ile ortaklık kuran ikili, “Susam Sokağı” aracılığıyla halka açık eğitim programlarının başlangıcını hızlı bir şekilde başlatmak için yola çıktı.
Susam Sokağı Etkisi hayli çok sayıda saygın üniversitenin çalışma konusu haline geldi. Türkiye’de de 80’ler ve 90’larda gösterilen ve uyarlanan Susam Sokağı’nın o kuşağı nasıl derinden etkilediğini tartışmaya gerek var mı?
Google henüz emeklerken bilginin kaynağı ancak kütüphaneler, okullar ve kuponla alınan ansiklopedilerken Susam Sokağı izleyen çocuklar televizyon denen sihirli ve hatta bazı konularda zararlı sayılabilecek kutunun en işe yarar yüzüyle tanıştı ve çok şey öğrendiler; İnsan haklarını, bilimi, duyguları, komşuluğu, dostluğu, aileyi, üretmeyi, okuma yazmayı!

Peki 1965 yılında hükümet programı olarak toplum ve çocuklar üzerinde bu kadar güçlü etkiye yol açmış çalışmalar yapılabilirken, biz bilgi kirliliği ve kendini gösterme çağında aynı kitlesel olumlu etkiyi nasıl sağlayabiliriz?
Ucu çok açık olan bu konu çoğumuzun hemfikir olacağı gibi 60’lı yıllardaki kadar kolay ele alınamaz, hele ki ülkelerin TikTok ile nasıl başa çıkacağını meclislerinde tartışmak zorunda kaldıkları bu günlerde… Yine de derin yoksulluk ülkemizi esir alırken çocuklar arasında hak ve fırsat eşitliği sağlayabilecek, onları güvenle geleceğe taşıyabilecek çözümler konusunda bir araya gelmek zorundayız.
Romain Gary’nin başta yazdığım alıntısında dediği gibi “Oysa dürüst insanlar gözlerini kırpamazlar, her şeyi dert edinirler” bu konuyu dert edinmeliyiz, bu konu uykularımızı kaçırmalı ve çözüm üretme gücü olan biz politikacıların, STK’cıların, eğitimcilerin, devletin gündeminden asla çıkmamalı!


Yorum bırakın