1 Mayıs dünyada bir bayram havasında kutlanır malumunuz.
Bizde ise 77 yılının kanlı 1 Mayısını, yasaklanan meydanları, kendi bayramında bile merdiven altında çalışmaya devam eden işçileri, ağır ve güvenliksiz çalışma ortamlarında uzuvlarını, hayatlarını kaybeden işçileri, çocuk işçileri, büyük fabrikalarda bile yetersiz kalan iş güvenliği koşullarını dahası sömürüyü, acıyı, alın terinin yanına karışan göz yaşlarını hatırlatan bir gün olmanın ötesine geçemez 1 mayıslar…
Çocukları işçi olmaya sürükleyen en önemli sebep yoksulluk… Ülkemizde son yıllarda yaşanan ekonomi politikalarındaki yanlış hamleler, ülkenin gelirlerinin heba edilmesi, gelir adaletinde bozulma ve hızlı yoksullaşma çocukları eğitim sisteminden koparıyor. Hem ailelerin gelirlerindeki daralma hem de iyi derecelerle eğitimlerini tamamlayan gençlerin işsiz kalması ile toplumda eğitime verilen değer hızla azalıyor.
Derin yoksulluk ve insanların artık aldıkları eğitimin karşılığında hak ettikleri mesleğe ulaşamamaları, hak ettikleri kazancı elde edemiyor olmaları, sertifikalı, çift diplomalı, dil bilen, yüksek lisanslı hatta doktoralı gençlerin işsiz kalmaları yahut komik rakamlara çalışmak zorunda kalmaları gibi etkenler de ailelerin çocukları için eğitimi bir seçenek olarak görmekten vaz geçmelerine, her geçen gün eğitimin gözden düşmesine ve çocukların çalışma hayatına kaymasına sebep oluyor.
Sistemde gençlik yıllarına kadar kalabilmiş ve KPSS sınavına kadar ulaşabilen, aldığı onca eğitimin üzerine bir de yıllarca dershanelerde KPSS çalışmak zorunda kalan ama yine bu sınavda yüksek puan alsa da mülakatla elenen, atanamayan, kendine bir hayat kuramayan genç hem kendisi ve ailesi hem de bu tabloyu gören toplumdaki diğer kesimler için bir içe sönüş yaşanıyor.
Elbette bu sürecin getirdiği kaçınılmaz sonuç ise yıllar içinde çocuk işçi sayısındaki hızlı artış.
2021 yıl sonu itibarıyla, ülkemiz nüfusunun 22.738.300’ünü (yüzde 26,9) 0-17 yaş grubundaki çocuklar oluşturuyor. AB-27 ülkeleri ortalaması olan yüzde 18,2’yle karşılaştırıldığında ülkemiz, çocuk nüfus oranının en yüksek olduğu ülke konumunda. Çocuk nüfusunun bu denli yoğun olduğu bir ülke olarak çocuk politikaları için çok daha derin bir disipline ihtiyacımız olduğu açık.
TÜİK verilerine göre ülkemizde her 100 çocuktan 22’si yoksullukla mücadele ediyor. Ülkemizde yaklaşık 7 milyon yoksul çocuk var. Dünya çapında ülkeler arasındaki durma baktığımızda önemli bir veri olan OECD verilerinde yoksul çocuk sayısında sondan ikinci sırada olduğumuzu görüyoruz. Ne üzücü ki en kötü ikinci ülkeyiz.
Tüm bu verilere baktığımızda çocuk yoksulluğuyla mücadele etmemiz gerektiği apaçık ortada! Yaşanan yoksulluk cezaevlerindeki çocukların mahpusluğuna benzeyen farklı bir mahpusluğu da karşımıza çıkarıyor. Çocukların artan şekilde eğitimden uzaklaşarak çocuk işçiliğine MAHKUM olmasına neden oluyor. Bu sapma, ülkemizin ÖĞRENME YOKSUNLUĞU problemiyle yüzleşmesine ve bilimde, teknolojide umulan ilerlemelerin bir süre sonra zayıflamasına, atılımlarının ve gelişimin imkansızlaşmasına neden olacak.
İş Sağlığı ve Güvenliği Meclisi’nin 2022 raporlarına göre Türkiye’de en az 2 milyon çocuk işçi var, bu sayı yaz aylarında 5 milyona kadar çıkabiliyor. Bu çocuklar çoğu zaman çok zorlu ve tehlikeli koşullarda çalışmaya zorlanıyor.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2022 faaliyet raporunda; çocuk işçiliği ile mücadele için bütçede çeyrek milyar TL ayrıldığını söylüyor. Ancak TÜİK verilerinden öğreniyoruz ki son bir yılda 15-17 yaş arasında tam 102.000 çocuk işçi güvencesiz çalışma ortamlarında ter dökmüş.
Hani derler ya bir arpa boyu yol gidilememiş…
Milli eğitim bakanlığının akla ziyan uygulamaları hız kesmeden devam ediyor. Daha birkaç ay önce yaz saati uygulaması konusunda yıllardır ebeveyn ve çocukların isyanlarına rağmen ısrarla düzeltilmeyen ve alenen çocukların en önemli ihtiyaçları olan uyku ve beraberinde ruh sağlığına muhalefet eden anlayış, eğitimle ilgili diğer alanlarda da başka bir sonuç ortaya koyamıyor maalesef.
Yine Milli Eğitim Bakanlığı her yıl kayıt ücreti alınması yasak dese de 10 bin tl ile 50 bin tl arası “bağış” adı altında kayıt ücretleri devlet okullarında hala yoksul insanları zorlamaya devam ediyor.
Davalara konu olan okulda yemek desteği, içme suyu desteği konusu MEB’in işi değildir denilerek reddediliyor, çocuklar aç susuz dersleri dinlemeye mahkum ediliyor. Bu şartlar altında yoksulluk çeken çocukları devlet eliyle ve iktidarın kör anlayışıyla okulu bırakıp çalışmaya zorluyor sistem.
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG), 2013-2023 yılları arasını kapsayan “Çocuk İş Cinayetleri” raporunu bu sene yayımladı.
En fazla çocuk işçi ölümü yüzde 57 ile tarım/orman işkolunda yaşanırken, on yıl içinde toplam 671 çocuk iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi.
On yıl içinde yaşamını yitiren çocuk işçilerin 79’u göçmenlerden oluşuyor. En fazla çocuk işçi cinayeti 49 kişiyle Şanlıurfa’da yaşanırken, Şanlıurfa’yı sırasıyla Gaziantep, Adana, İstanbul, Konya ve Antalya takip etti. Çocukların yüzde 28’inin ölüm nedeni trafik kazası oldu. Yaşamını yitiren 234 çocuk 0-14 yaş arasıyken, 437 çocuk 15-17 yaş arası. Yani on yıl içinde iş cinayetlerinde yaşamını yitiren 437 çocuk, Türkiye’deki İş Kanunu’na göre “çocuk işçi” sayılmıyor.
Oysa Mustafa Kemal Atatürk’ün söylediği gibi;
‘Çocukları sağlıklı ve bilgili yetiştirilmeyen uluslar, temeli çürük binalar gibi çabuk yıkılırlar.’
Aslında bu konuda biraz nefes aldırabilecek bazı projeler var. Meslek liseleri ve Mesleki Eğitim Merkezleri yani kısa adıyla MESEM’ler bunlar arasında sayılabilir. Mesleki eğitim merkezi öğrencileri haftada 1 gün okulda teorik eğitim, 4 gün işletmelerde pratik eğitim almaktalar. Bu mesleki eğitim merkezlerine kayıt olma şartları ise en az ortaokul veya imam hatip ortaokulunu bitirmiş olmak ve öğrencinin sağlık durumunun ilgili mesleğin öğrenimine elverişli olmaktır. MESEM’ler kişilerin emek piyasasında geçerli olan işi yapmaları için gerekli olan bilgiyi ve davranışı kazanmalarını amaçlamaktadır. Bir eğitim kurumu olarak tanımlanmalarının yanı sıra 6764 sayılı kanunla da çıraklık eğitimi zorunlu eğitim içerisine alınmıştır. Buraya kadar güzel. Özellikle istihdamda önemli bir açık olan ara eleman yani aranan eleman açığını kapatacak, iş ve gelir garantili önemli bir mekanizma, ancak doğru yönetilirse.
Bu alandaki ihtiyacı ama bir yandan da riskleri, tehlikeleri, uygulamadan kaynaklanan hak ihlallerini de duyduğumuz, bildiğimiz içim gözümüz MESEM’lerin üzerinde.
Sahayı incelediğimizde 2 uç konu dikkatimizi çekiyor;
1- Ya az önce bahsettiğim gibi çocuk, güvensiz ve yalnız bırakıldığı ağır çalışma şartlarında tehlikelere açık kalıyor,
2- Ya da çocuğa gerekenler öğretilmeden, aldığı eğitimin gerekleri yerine getirilmeden, adeta bir saksı gibi işyerinin bir köşesinde tutulup sırf prosedür yerine getirilsin diye imza attırıldığı bir düzen.
İkisi de çocukların hakkına giren uç durumlar. Çocukların sorumluluğunu almada, onları önemseyip yol göstermede, hem hayatı hem görevleri öğretmede büyük bir sorunumuz var.
2023-2024 eğitim öğretim yılının ilk 6 ayında MESEM’ler aracılığıyla işyerlerinde çalıştırılan 8 çocuğun hayatını kaybettiğini kayıtlardan öğreniyoruz. MESEM’lerin topyekun kapatılması fikrini elbette doğru bulmuyorum ancak bu şekilde denetimsiz, adeta çocuk işçi yuvası gibi işletilmesini de tasvip etmem mümkün değil, bu anlamda çok da öfkeliyim.
Bugün dünyanın en iyi mesleki eğitim şartlarına sahip Almanya’da olduğu gibi, çocuklarımızın en doğru iş güvenliğinin sağlandığı, yalnız bırakılmadan, işçi olarak değil sahada eğitim gören çocuk olduğu dikkate alınarak oluşturulan şartlarla mesleki eğitime katılabilmesinin hak ve gereklilik olduğunu düşünüyorum.
Kalkınan bir ülkenin geleceğine en önemli katkıyı iyi ve doğru kriterlerle dizayn edilmiş, çocuk haklarını gözeten bir mesleki eğitim sisteminin sağlayacağına gönülden inanıyorum. MESEM’lerin de hızla, çocukları hem koruyan hem de meslek kazandıran, uluslararası şartlara sahip bir yapıya kavuşması şarttır.
Dolayısıyla çocukların eğitimlerinin, sağlıklarının, içinde bulunduğu risklerin, potansiyel fırsatları çok daha sağlıklı planlamak ve bunları tüm yetişkinlere de öğretmek için Çocuk Bakanlığı kurulması gerektiğinin altını bir kez daha çizmek istiyorum.
Çocukla ilgili söz konusu politika ve stratejilerin çocuğun üstün yararı dikkate alınarak “mış” gibi yapılmadan, hassasiyet ve vicdan ön planda tutularak ciddiyetle ele alınması gerekmektedir.
Özellikle; – Korunma ihtiyacı olan dezavantajlı çocuklar – Maddi imkânları kısıtlı olan, SED desteği alan ailelerin yoksulluk ve yoksunluklar yaşayan çocukları – Mevsimlik tarım işçilerinin çocukları – Ağır ve tehlikeli işlerde çalışan çocuklar – Sokaktaki çocuklar
– Suça sürüklenen çocuklar
– Madde bağımlısı çocuklar
– İhmal, istismar ve şiddete maruz kalan çocuklar
– Çocuk yaşta ve zorla evlendirilen çocuklar
–
– Bu çocuklara yönelik çalışmaların pandemi kaynaklı riskler ve çocukların yoksulluk, göçmen olma gibi özel durumları da dikkate alınarak geliştirilmesi gerekmektedir. DEVA Partisi olarak bu konuda gerekli çözümleri içeren eylem planlarımız hazır. Önerilerimiz net. Çocuklar geçen defa da söylediğim gibi canımız pahasına savunmamız gereken ilk cephe. Son olarak çocukların içinde oldukları bu tehditleri ortadan kaldırmak için anneyi güçlendirmenin ve asgari ücretin bile hak görülmediği kadın işçilerin sosyal desteklerini kuvvetlendirmenin elzem olduğunu hatırlatmak isterim.


Yorum bırakın