“9 yaşındayım, önce adalet istiyorum, sonra da gönlümce çikolata alabilmek”
Bu not birkaç hafta önce Üsküdar Medyanı’na yerleştirdiğimiz umut ağacına bırakılan bir kağıttan. 9 yaşında bir çocuk için belki de algılanması çok da kolay olmayan, soyut bir kavram olan adaleti bu yaşında hissettiren, aratan ve çikolata bile yiyemez hale getiren bu kötü yönetimin, iktidarın gölgesinde görevimiz 23 Nisan’ı sadece bir bayram gibi kutlamak ve bir günlüğüne koltuğumuzu çocuklara bırakmaktan öte olmalı elbette. Derdimiz; bir cepheyi savunur gibi çocukları savunmak, tüm dertlerine, ihtiyaçlarına çözüm için kendimizi adamak olmalı. Ancak eşit hak ve fırsatlardan yararlanarak, insan onuruna yaraşır şartlarda yetişen çocuklarla birlikte geleceğe güvenle yürüyebiliriz. Refah içinde yaşayan, kalkınan bir Türkiye ve dünyada barış için buna mecburuz.
Tam da bu nedenle Meclisimizin 104. 23 Nisan’ın çocuklara armağan edilişinin 101. yılında kendime ödevler çıkardım. Yüce meclisin bir mensubu olarak ben ne yapabilirim, nasıl katkı sağlayabilirim diye düşündüm…
Şimdi sizlere bir soru soracağım;
Bir çocuk düşünün babası, kardeşleri var olsa da tek akrabasının annesi olduğunu düşünen,
Bir çocuk düşünün akranları çayır, çimen koşarken sadece betona basabilen,
Bir çocuk düşünün ağacın, denizin varlığından haberdar olmayan hayalleri beton duvarlarla sınırlı kalan,
Ve bir çocuk düşünün 6 yıl bu ortamı yaşadıktan sonra hem annesinden kopmak zorunda kalan hem de bambaşka ve belki de çok daha kötü şartlara gitmek zorunda kalacak olan…
Cevabını belki tahmin etmiş olabilirsiniz, ama ben de ifade edeyim.
0-6 yaş arası annesiyle cezaevini yaşayan, yaşamak zorunda kalan minik yavrular…
Hiçbir suçları olmadığı halde annelerinin suçunun yükünü taşıyan, özgür akranlarıyla eşit hak ve fırsatları yaşayamayan minik mahpuslar…
İşte bu 23 Nisan kendime biçtiğim rol de, anneleriyle birlikte cezaevlerinde mahkumiyet altında yaşayan çocuklarla birlikte olmak, zaman geçirmek oldu.
Geçtiğimiz son iki günümü, hem 23 Nisan’da yalnız olmadıklarını hissettirmek ve hem de yaşam koşullarını doğrudan gözlemlemek üzere anneleriyle ceza evinde kalan 0-6 yaş aralığındaki çocuklarla geçirdim. Eski adıyla Silivri, şimdiki adıyla İstanbul’daki Marmara ve Ankara’daki Sincan Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumlarına ziyarette bulundum. Amacım kadınların ve beraberlerindeki çocukların koşullarını incelemek, tespitlerde bulunmak ve güncel sorun ve ihtiyaçlarına yönelik çözüm önerileri geliştirmek.
Öncelikle her iki kurumun müdür ve yetkililerine gösterdikleri ilgi ve anlayış için, sorularıma sabırla yanıt verdikleri için teşekkür ediyorum.
Sincan’da 564 kadın mahkum var. Bunların 48’i çocuğu olan kadınlar. Silivri’de ise 448 kadın mahkumdan 19’unun 0-6 yaş arasında 22 çocuğu bulunuyor.
Her iki kurumda da çocuklara iyi yaşam şartlarının sağlandığı, gelişimlerine özen gösterildiği aşikar, devlet himayesinde sağlanan bu imkanlar bizleri oldukça mutlu etti. Ancak iki iyi örneğini ziyaret ettiğim cezaevlerinin büyük ve komplike tesisler olması dahası kampüs olması bu imkanları sağlıyor diye düşünüyorum. Keza her iki cezaevinin arasında bile fiziki şartlarda farklılıklar var.
Örneğin Silivri’de Marmara Cezaevi’nde çocuklar uzun saatler açık havaya çıkabiliyor ancak yüksek dört duvarında sevimli görseller bulunan, sadece gökyüzü görünen, kısıtlı oyun imkanı bulunan bir alanda. Sincan’da ise durum biraz daha farklı, cezaevinin içinde tabi yine dört duvar arasında ama salıncak, kaydırak ve oyuncakların bulunduğu bir alanda hava alıp oynayabiliyorlar.
Hatta personel çocuklarıyla birlikte eğitim aldıkları çok iyi durumda bir kreş – ana okulu ve oyuncaklara, hatta yazın şişme havuzda serinlemeye kadar imkanları olduğunu gördük. Ve yine fark ettik ki bu fiziki imkanlar, sivil toplum ortak projeleriyle, bağışlar ve sponsorluklarla geliştirilebiliyor.
Bunlar ve buna benzer güzel örnekler bu iki kurumda var evet, ama bu bir standarda oturmuş değil. Sincan’da olan imkanlar Marmara’da, Marmara’da olanlar Sincan’da yok. Bu iki kurum ülkenin en büyükleri. Peki ülkenin diğer cezaevlerinde durum nasıl? Bundan sonraki hedefim gittiğim her bölgede, farklı illerdeki cezaevlerinde kalan çocukları ziyaret ederek durumu incelemek olacak. Amacım yapıcı muhalefet anlayışı ile elbette iyi yapılan işleri tebrik etmek, eksik ve yanlış uygulamaları da iyileştirmek ve devlet koruması altındaki miniklerin daha net standartlarla üstün yararının sağlanmasına ön ayak olmak olacak!
Şimdi biraz daha can alıcı kısımlara geliyoruz.
Maalesef çocukların 6 yaşına basınca annelerinden ayrılmak zorunda olması önemli bir konu. Bunun duygusal yükünü zaten tarif edemiyorum. Silivri’de bir çocuk 6 yaşını doldurmak üzereydi ve annesinden ayrılacak olmanın sıkıntısıyla boğuşuyordu. Bu çocuklar dışarıda kendilerine bakacak bir yakınları varsa onların yanına gidiyor ancak güvenilir bir yakınları yoksa devlet korumasındaki bakım kurumlarına teslim ediliyor. Bu çocukların onları bekleyen risklerden, tehlikelerden korunarak, suça sürüklenmeden, yalnız ve ihmal içinde kalmadan büyümesi sadece devlet kurumlarının değil toplum olarak hepimizin yüreğimizde hissetmemiz gereken sorumluluğu olmalı. Ayrıca yine öğrendik ki çocukların anneleriyle kalması bir yana görüş ve iletişimleri de çok sağlıklı ve düzenli olamayabiliyor. Bazen sadece telefonla sınırlı kalabiliyor yada sadece yaz tatili ve sömestr gibi uzun aralıklarla ziyarete gelip annelerine görmeleri mümkün olabiliyor. Düşünün bir çocuk için ne kadar zor bir durum. Gelecek yaşamını da etkileyecek ne ağır duygular, travmalar.
Bir diğer önemli nokta da 6 yaşın üzerinde dışarıda kalan çocuklar için devletin çocuk başına ödenek veriyor olması, önemli bir destek. Dışarıda onu büyütecek yakınına çocuk başına katkı. Mahpus kadınların çoğunluğu yoksul ailelerin, yoksul muhitlerin insanı. Ancak fark ettik ki kadınların pek çoğunun bu konudan haberleri dahi yok. Doğru bir bilgilendirme almamışlar. Oysa bir çocuğun sağlıklı gelişimi için her ne kadar yetersiz de olsa o aylık destekler dışarıdaki çocuğun beslenmesi, eğitimi için bir soluk olacak, belki hayatının gidişatını etkileyecek destekler. Daha ötesi hakları ve bu haklarından mahrum kalıyor, erişemiyorlar. Tüm mahkum annelere bu bilgilerin sağlıklı şekilde verilmesi ve başvurularına yardımcı olunması oldukça önemli. Yine çocuklu kadınların bir şehirdeki cezaevinden başka bir şehre nakli söz konusu olduğunda dışarıda çocukları olan anneler çocuklarından tamamen ayrı düşmekte, ziyaret şansı kalmadığı için psikolojik yükü hem anneyi hem çocukları çok derinden etkileyebiliyor. Kaldıkları yerin şartları çok daha iyi olsa da kadınlar çocuklarına yakın olmak, az da olsa çocuklarını görebilmek istiyorlar ve bu konuda yeni bir düzenleme talep ediyorlar.
Çocukların hayatın en önemli evresi olan 0-6 yaş dönemini şanslıysa iyi bir tutukevinde iyi koşullarda annesiyle geçirmesi ya da aksine kötü koşullarda yeterli destek almadan geçirmesi mümkün. Tekrar etmekte fayda görüyorum, ülkedeki her Ceza İnfaz Kurumu’nda çocuklar ile ilgili standartların yerleşmesi, bağışlardan öte bir devlet imkanı olarak çocuğun üstün yararına uygun temel şartlar tüm mahpusluk çeken çocuklara sağlanmalıdır. Yine bu dönemin ardından annesinden ayrılarak zaten zor bir süreç geçiren çocukların bir anda kapalı bir ortamdan kalabalık hayatın içine karışmaları onları alt üst edebilir. Çocukların sosyal hizmetler yoluyla rehabilite süreçleri, gözlemleri akraba yanında dahi olsalar sosyal hizmet uzmanları tarafından sürdürülmeli.
Sosyal hizmetler demişken, en büyük sorunlardan biri de cezaevlerinde yetersiz personel. Yaklaşık 90- 100 kadına bir psikolog ve sosyal hizmet görevlisi düşüyor. Oysa dışarıda atama bekleyen sayısız sosyal hizmetler mezunu var. Önerilerimizden biri de öncelikli olarak risk potansiyeli yüksek sosyo-ekonomik durumu düşük yoksul mahalleler başta olmak üzere mahalle bazlı sosyal hizmetler birimleri kurulması. Bu sayede hem bu çocukların takibi daha sağlıklı yapılabilecek, hem de tüm mahallelinin destek almasını sağlayacak bir koruyucu önleyici sistem kurulabilecektir.
Sonuçta tüm ülkede suça eğilimin, suça sürüklenmenin önüne geçilmesini sağlanabilecektir. Suçun önlenmesi, suçlunun rehabilite edilmesi ve çocukların korunması için Adalet Bakanlığı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı gibi bakanlıkların iş birliği içinde davranması, ortak birimler kurarak süreci takip etmesi en büyük arzumuzdur. Bunun için de sayın bakanlardan en yakın zamanda randevu talep ederek gözlem, bilgi, görüş ve önerilerimizi aktarmayı planlıyorum. Çocuk her şartta masumdur ve çocuğun üstün yararını sağlamak siyaset üstüdür. Ben bu ortak zeminin sağlanabileceğine inanıyorum.
Ben 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü’nde bu kürsüde bir söz vermiştim. Burası artık her zamankinden daha fazla “çocukların meclisi” olacak demiştim. O günden beri sözümü tutmak için elimden geleni yapıyorum, yapmaya da devam edeceğim.
Onlara adaleti de çikolatayı da vermek boynumuzun borcu olsun!


Yorum bırakın